Potansiyelin Forma Kavuştuğu Bilinç Alanı: Anne
Kadim öğretilerde anne yalnızca doğuran kadın değildir. Anne: Alan’dır, Taşıyan’dır, Rahim’dir, Dişil ilkedir. Ezoterik dilde dişil ilke yaratmaz, tezahür için alan açar. Eril ilke "emir"dir; dişil ilke "gerçekleşme"dir.
Ruh "Nefes"tir (Nefha). Kur'an’daki "Ona Ruhumdan üfledim" ayetine atıfla; Ruh bir nefestir. Anne ise bu nefesin içine dolduğu **"Ney"**dir. Ney (Anne) olmadan nefes (Ruh) sese (İnsana) dönüşemez. Anne bir portal kapısı görevindedir.
Anne karnı, insanın küçük kıyametidir. Orada ölür (ruhlar aleminden ayrılır) ve bu dünyada doğar. "Cennet annelerin ayağı altındadır" sırrına dönersek; bizi madde alemindeki tekamülümüze hazırlayan, frekansımızı dengeleyen ve bizi ilahi şefkatle (RAHİM) maddeye bağlayan o kapı (anne), aslında tekamülümüzün en büyük hizmetkarıdır.
Annenin buradaki rolü pasif bir taşıyıcı olmanın çok ötesinde; bir ruhun madde dünyasında vücut bulabilmesi için kendi varlığını kurban eden, ilahi enerjiyi dönüştüren bir MEKANİZMA (Transformatör) rolündedir. Annelik bağı; ruhun yuvaya, ilahi huzura geri dönüş yolculuğunda, ruhun yönünü bulmasını sağlayan bir kozmik navigasyon ve enerji istasyonudur.
Bu rolü üç ana başlıkta derinleştirelim:
1. Enerjetik Transformatör (Dönüştürücü) Rolü İlahi Nizam ve Kainat perspektifinden bakıldığında, ruhun frekansı dünya maddesinin frekansından çok daha yüksektir. Ruh, bu kaba maddeye doğrudan bağlanamaz.
Frekans Düşürücü: Anne, kendi bedeni ve aura alanı aracılığıyla yüksek ruhsal enerjiyi bir nevi evcilleştirir ve dünya maddesine uyumlu hale getirir.
Koruyucu Kalkan: Bebeği sadece fiziksel darbelerden değil, dış dünyanın enerjetik ve düşünsel dalgalarından korur. Anne, bebeğin geçişi için yapay bir şuur sahası oluşturur.
2. Sıfatların Aynası ve İlk Mürşid Tasavvufi batınilikte anne, çocuğun hayatındaki ilk "Rab" (Eğitici/Besleyici) tecellisidir.
Rahimiyet Kanallığı: Anne; Allah’ın Yaratma, Besleme, Koruma, Karşılıksız Sevme, Şefkat ve Merhameti’nin tecellisidir.
Anne, yaradılışından gelen bu vasıflarla çocuğu rahminden başlayan, öncesi dokuz ay on gün süren ve sonrasında da devam edecek olan evrimsel ve tedrici süreçte; büyük bir adanmışlıkla kendi benliğinden vazgeçerek fedakarlık ve merhametin uygulayıcısı olur. Ruh varlığı dünyaya gözlerini açtığında, hiç bilmediği ve tanımadığı bir alana gelmiştir. Öncesinde ruhsal alemden beslenip tüm ihtiyaçları karşılanırken, bu madde aleminde kendi ayaklarının üzerinde durabilmeyi öğrenmesi gerekir.
Kendini tanımak, ruhsal potansiyelini keşfederek olgunlaşıp şuur sahasını genişletmesi, Kâmil İnsan olma yolculuğunda bir kademe daha yükselmesi için geldiği bu alanda; anne sabır ve şefkatle ona yemeyi, yürümeyi ve tüm temel ihtiyaçlarını öğretirken aynı zamanda ahlaki değerleri de verir. RUH, ebedi cennetini (huzuru) buradaki ana kucağında öğrendiği ilahi ahlak ile inşa eder.
Annenin evladına duyduğu saf, karşılıksız sevgi; en yüksek frekanslı enerjidir. Ruh bu dünyadan ayrılırken arkasında bu "saf sevgi" frekansını bırakmışsa, yukarıdaki kademeye çok daha hızlı çekilir. Şefkat, vicdan ve merhamet duyguları; dünyayı cennete çeviren ve her canlıda bulunan temel ahlaki ilkelerdir. Bu güzel duygular vesilesiyle dünyada denge ve uyum hakim olur.
Cennet bir mekan olarak tasvir edilse de bir bilinç durumudur. "Cennet annelerin ayağı altındadır" sözündeki cennet ise İlahi Birlik Bilincini ifade eder. Ayak, kadim sembolizmde dünyaya köklenme; tekamül etmek (olgunlaşmak) ve Kâmil İnsan olabilmek için geldiğin alana yoğunlaşmayı ifade eder. Çünkü sır yukarıda değil, temeldedir.
Bu bilinç insanı yukarıya değil, aşağıya bakmaya zorlar. En aşağı noktaya bakabilen bilinç yukarıya erişebilir; aşağıya eğilemeyen, aşağıyı anlamayan, tevazu ve teslimiyetle benliğinden vazgeçmeyen bilinç yukarıyı da anlayamaz. Bu yüzden annenin ayağının altı:
Tevazunun kapısı,
Tezahürün mührü,
Madde aleminde ulaşılması gereken bir hedef olan Saf Sevginin; maddi, manevi karşılıksız vermenin yoğunlaştığı yerdir.
Anne, tasavvuf metaforunda ilahi rahmetin taşıyan ve bekleyen yönüdür. Tasavvufta "ilahi rahmet" genellikle hem aktarıcı hem de bekleyen yönleriyle ele alınır:
Aktarıcı yönü: İlahi kudretin ve bereketin doğrudan tecellisidir.
Bekleyen yönü: Bu rahmetin insan tarafından fark edilmesi veya teslimiyetle kabul edilmesini bekleyen yönüdür.
Anne arketipi metaforu burada devreye girer: Anne çocuğunu doğurur ve taşır ama her şeye zorlamaz, sabırla bekler. Rahmet de benzer şekilde, hazır olanın üzerinde tezahür eder; acele etmez.
Sırr-ı Mevcudat: Toprak, Kapı ve Anka Kainatın en büyük paradoksu şudur: En yüce olan, en aşağıda gizlidir. Anne "Arz"dır (Toprak). Toprak da ana diye nitelendirilmiştir; üstüne basılan ama her şeyi doğuran, çiçek açtıran... Cennetin onun ayağının altında olması; insanın kibrini toprağa gömmeden, ruhunun Anka misali göklere yükselemeyeceğinin ilanıdır. Anne, ruhun dünyaya iniş kapısı; anne rızası ise ruhun Kaf Dağı’na (Aslına) dönüş vizesidir. Anka, yuvadaki (annedeki) o saf fedakarlığın kıymetini bilip kendi özüne katmadan, ebediyet göğünde süzülemez.
Cennetin annenin ayağının altında oluşu; arşın, yani en yücenin; arzın, yani en alttakinin kalbinde gizlenmesidir. Sen o ayağa baş koyduğunda aslında toprağın bağrındaki ilahi hazineye dokunursun. Anka'nın yükselmesi yuvadaki vefasına bağlıdır. Ömrünü o mukaddes kapının rızasıyla bereketlendiren, sadakatle kıymet bilenlerden olalım.
Cenneti uzaklarda değil, annenin kutsal mabedindeki (kalbinde) o saf ve sessiz duada arayalım; sevgiyi sadakatle, varlığı minnetle taçlandıran, kıymet bilenlerden olalım.
Sevgiyle...